‘Genel’ kategorisi için Arşiv

Paşa Piknik’te

Çarşamba, 14 Nisan 2010

Türkiye’nin süper tatil yerleri vardır sevgili apolitikler. İnsanın gidesi ve göresi vardır. Fakat, her insan gidemez. Parası olan var olmayan var. Hatta krizin ülkemizi ‘teğet’ geçme olasalığı azalmışken bir de tatil mi olacak canım. Olmalı mı sizce. Vallahi bence olmalı. Bakın sevgili Paşamız ne yapmış ;

“Geçtiğimiz hafta içinde gündeme gelen habere göre, Org. Hasan Iğsız, eşi ve çocuklarıyla beraber Skorsky tipi helikopterle Türkiye’nin nadide doğa harikası bölgelerinden Artvin Karagöl’de doğa gezisine çıktı ve fotoğraf çekti.”

Artvin Karagöl demek ki o kadar meşhur, baksanıza Paşa hızını alamamış, dağa taşa bomba yağdıran Skorsky ile tatile çıkmış. Şimdi sessiz sakin bir düşünün… Hasan Iğsız canı balık çekmiştir. Fakat Ankara’da balıkçılar iflas halindedir ve balık bulunmaz. Fakat Hasan paşa, bu duruma hiç aldırmaz. Hemen emirindeki Subaylara döner ‘Getirin skorskyimi balık almaya Trabzon’a gideceğim’ der. Ondan sonra komutanlarda, “ufak işlerini skorsky ile hallet” sloganı fenomen haline gelir… Güzel hayal dimi.. :]

Paşamızın hakkını yemeyelim, ailesi ile piknik yapmak hakkı. Lakin Skorsky ile niye? diye sormadan edemiyoruz. Ne biliyim, araba var, motorsiklet var. Skorsky yahu, bildiğimiz helikopter işte. Kimbilir bindikleri o Skorsky ‘görevini’ layıkıyla yapmıştır..

Kafama sıkar giderim

Çarşamba, 14 Nisan 2010

Seçimler yaklaştıkça, dönem dönem gerçekleşen ‘komik siyaset’ hızlanmaya başladı sevgili apolitik insanları. Yani her seçim döneminde gördüğümüz, ‘and içme’ merasimleri başladı. Öyle ki, TV ve gazetelerimizde bunlarla ilgili haberler artmaya başladı. Seçim yatırımları hayırlı olsun diyelim. Diyelim de, politik ahlaka sığmayan davranışlar içerisinde durmayalım dimi.. Ülkemizin fedar-ı iftarı Başbakan, R. Tayyip Erdoğan, seçim sonuçlarından o kadar emin ki, ‘ikinci olursak, paltomu alır giderim’ mealinde birşeyler söyledi.

Şöyle demiş;

“Özel sektör-hükümet dayanışmasıyla bürokrasiyi aşacaklarına inandığını dile getiren Erdoğan, “Bakın ben mücadeleden yılmadım, yılmayacağım. Oy kaygım yok. Milletim beni iktidardan alırsa başımızın üstünde yeri var. Hiçbir şeyi iktidar kaygısıyla yapmıyorum ve açık söyleyeyim, seçimlerde partim ikinci olursa genel başkanlığı bırakırım.” dedi. “

Söyler, yapar mı ? orasını bilemeyiz. Siyaset bu dostlar, yani her söyleyen bunu yapsa ciddi bir demokrasi hareketi gelişmez mi? Hukuk devleti olmaz mıyız. Refah devleti… sosyal devlet. Oluruz yahu, niye olmayalım. Şu sıralar a-sosyal devlet olduğumuz aşikar. Seçim yatırımları da çoğalmış zaten. Niye olmayalım. Şimdi Başbakan bu kadar emin konuşuyor ya. İnanın, ‘iman gücüyle’ seçimlere asılmazsa ‘adam’ değilim. Yani pek değerli Başbakanımız, bu lafı kullandıktan sonra ki bir kaç saniyelik zaman dilimin de ‘aman allahım ne dedim ben’, ‘ani bir backspace yapmalıyım’ demediyse ciddidir. Belki. Ama kazın ayağı öyle gözükmüyor bence. Sermayederleri hoş tutacam diye, emekçileri çivilemek pek akıllıca bir hareket değil. Başbakan bunu anlar mı? Anlaaar hemde çok iyi anlar. Fakat ucuz politik söylemleri yine söyler. Ve halkımız unutur. ‘Büyük oturan boğa’lar hep aynı kalır.

Ne diyelim Apolitikler! ‘Milletin onu iktidardan almasını mı?’

Siz bilirsiniz :)

Apolitik

Marx ve Hadi Uluengin

Çarşamba, 14 Nisan 2010

Bir yazar,  “anti-solcu” kişiliğini saklamadan yıllarca küfürbaz olur. Solculuk onun için “dama atılacak ayakkabı” gibidir. Sürekli ağzından ve kaleminden hakaret ve küfürler yağar.  Susmaz, söylenenleri “hadi oradan” der, geçiştirir. İnsanlık adına ne kadar değer varsa, yok saymayı, onlara küfür etmeyi erdemlik sayar. Yani herşeyi “değersizleştirir”. Özelliğidir bu. Onun için tabu yoktur. Bir dönem solcu(!) olduğunu söylemiştir. 70′li yılların sonlarında ‘Aydınlık’ dergisinde “fink” attığı söylenir. (Ki Aydınlık dergisinin solculuğu her zaman tartışılmıştır). -bu yüzden olacak ki, solculara saldırır- Daha önceden bahsettiğimiz Ertuğrul’un prototip gibidir, susmaz, akıllanmaz ‘yazar’. Yani herşeyi yapar. Her dönek gibi saldırgandır, üslupta sınır tanımaz, kızgındır, birşey elde edememiş tilki gibidir. Dört döner. Daha sayabileceğimiz çok şeyler vardır bu ‘kişi’ için. Fakat biz klavye tuşlarını çok fazla tüketmeden bu ‘İnsan’ın kim olduğunu açıklayalım. O ‘Hürriyet’in, demirbaş yazarlarından Hadi Uluengin. Daha önceden bir çok kez Sol’a saldıran bu adamı neden yazımıza konu ettik dersiniz? Güzelliğinden mi ? Hayır dostlar, Apolitikler!

Bu beyefendi, bugün dünyamızda yaşayan Kapitalist krizle ilgili bir yazı kaleme almış. Çok bilir yazarımız, -Siyasal bilgilerden mezunmuş :]- kapitalizmin kendi kendini bitirdiğini/bitereceğini kaleme alan Marksistlere gücenmiş. Niye çünkü ona göre Marx ‘pubucu dama atılmış’ Alman ideologunun tekiymiş. Öyle diyor beyefendi. Burada Marx’ı savunacak durumda değiliz tabi ki arkadaşlar, baksanıza çok çok Uluengin beyefendimiz kanaat notunu vermiş bile. “Yahu pabucu dama atılmış adamın ‘manifestosunu’ ne diye bize kakalıyorsunuz.” Hadi Uluengin, daha ilk cümlesinde kızarmış ;

“FESÜPHANALLAH, Karl Marx ve marksizm geri geliyormuş!

Meğer, yaşanmakta olan küresel kriz kapitalizmin kaçınılmaz iflasını tekrar ispatlamış da, dolayısıyla, pabucu dama atılmış olan Alman ideoloğun kıymeti yeniden anlaşılıyormuş.

Tekrar fesüphanallah!”

Vallahi “fesuphanallah”, -fakat siz bunu tersten anlayın-. Uluengin acaba Marx’ı anlamış mı? Çözümlemiş mi? bilinemez, ama arkasından biri kovalar gibi kaçıyor. Neyden? bence geçmişinden. Yahu geçmişi mi var bu adamın diyorsanız. İyi ve kötü var..

Devam edelim, Hadi Uluengin köylü kurnazı ne yaptığının farkında olmakla, olmamak arasında sallanıyor. Marksizmin tarihsel gelişimiyle ilgili pek bilgisi var. Dalgasını bile geçiyor. Hatta bu ‘işin’ içindeyken ‘bodoslama’ dalıyor. Tabi ki sonu hezeyan. Savuruluyor. Nereye “Dogan Medya Center’a”… Yazarımız şaşkın birazda, Batıdaki dergilerde Marx’ın fotoları boy boy geziniyormuş. Anlam veremiyor. Acaba diyor, geri mi döndü. Adamı sevdiğinden değil canım… Öfkesinden söylüyordur herhalde…

“LÁTİFE bir yana, en önce şunu söyleyeyim ki, bugünkü moda, evet m-o-d-a, sadece son kırk senede ve sadece benim gördüğüm ü-ç-ü-n-c-ü Karl Marx furyasını oluşturuyor.

Birincisi, yine Batı’daki 1968 isyanıyla başlamıştı. Dünyayı çabucak sarıverdi.

Zaten, cereyana göğüs geremeyecek ölçüde toy ve sürüye uymayı reddemeyecek kadar avanak olan bu satırlar yazarı da tam o vakit tongaya basmıştı.

Anafora kapılıp, marksizme ve dolayısıyla, “cinnet yılları”na bodoslamadan dalmıştı.

Sonra, elde var hüzün, gerisini aşağı yukarı hepimiz biliyoruz.”

Yukarıdaki yazıyı tekrar tekrar okuyun -Biliyorum öfkeleniyorsunuz ama lütfen-. Genç ve toy birisi… Sürüye uymayı rededemeyecek kadar avanak… Bu sayede yazarımız pişman, çünkü onun tabiri ile ‘tongaya’ basmış. Onun için büyük şans solcuların için büyük hazin. Hüzünbaz olmuş birde, ah diyor neden neden…

Hadi bey devam ediyor, hızını alamamış Ferrari gibi mübarek. Dur diyorsun, biraz soluklan, soluklan ki daha sonra yazacaklarına yer kalsın. Durmuyor… Erdoğanı anıyor herhalde ‘durmak yok, yola devam’;

“BUNU, “esas” (!) Karl Marx’ı marksizmle köprüleri attıktan sonra; daha doğrusu, o köprüleri atma sürecinin sancıları içinde ve de hakkıyla incelemiş birisi olarak söylüyorum.

Yani, aynı “cinnet yılları” sırasında bir nevi resmi ideoloji olarak yuttuğum ve armut piş, ağzıma düş şeklinde formüle edilmiş olan “reel sosyalist” ilmihalleri kenara bırakıyorum.

Başka bir deyişle, şüphesiz ki çok önemli bir filozof ve ekonomist olan Marx’ın ve yoldaşı Engels’in hakkını yememek için, onlara getirilmiş olan Sovyet, Çin, Yugoslav, Küba vs. yorumlarını ve basitleştirilmiş propaganda içeriklerini hesaba katmıyorum.

Diyelim ki, her ikisini de kendileri adına işlenmiş “günahlar”dan arındırıyorum.”

Muhteşem yazarımız, Marx ve Marksizm ile ilgili ne varsa, ‘delete’ etmiş. Yıkmış, beynine bir restart bir bakmış ki. En değme kapitaliste taş çıkartacak. Marks’ı incelemiş, hemde hakkıyla, evet evet ciddi incelemiş görülen de bu zaten. Acaba nasıl anlamış, düz mü ters mi? Siz karar verin… Bakın ama, hakkını yemiyor Marx’ın ‘filozof ve ekonomist’ Marx diyor. Sovyet, Çin, Yugoslav, Küba deneyimlerini hesaba katmayarak Marx’ın ve yoldaşı Engels’in ruhunu okşuyor.. Veee sonunda tüm ‘günahlardan’ arınıyor. Yüce Sermayenin isteğiyle…

Ve son

Burada kopuyor iş

“VE, bütün bu “iyiniyet”ime rağmen dahi, marksizm bir ö-z olarak da yan-lış-tır!”

Sonraki yazacaklarını merakla bekliyoruz. Sizde bekleyin..

Apolitik kalın!

Ulusa “Serzeniş”(2)

Çarşamba, 14 Nisan 2010

Erdoğan’ın geçen günlerde yaptığı ulusa sesleniş konuşmasını, incelemeye devam ediyoruz. Daha önceki yazımızda Çarşamba günü devam edeceğimizi söylemiştik.

Ulusa seslenişin patenti aslında ABD’ye ait, haftanın herhangi bir gününde çıkan Başkan, halka vaaz verirdi. İşte bu seslenme fantezisi, Dünyanın pekçok ülkesinde olduğu gibi, Türkiye’de de gerçekleşmeye başlandı. Sağolsun, Başbakanımız R. Tayyip Erdoğan bize yeni fanteziler sunmaya devam ediyor. Geçen konuşmasının neredeyse bütününü ekonomik krize ayırmıştı. Erdoğan, krizden medet uman art niyetli insanların olduğunu söylemiş, bunlara karşı halkımızın uyanık olması gerektiğini belirtmişti.

”Oysa Türkiye hem o eski sağlıksız ekonomik yapıyı hem de yıllar yılı çözüm yerine sürekli sorun üreten köhne zihniyetleri bir daha geri dönmemek üzere geride bırakmıştır. Şu son 6 yıl içinde gerçekleştirdiğimiz reformlar, Türkiye ekonomisini her türlü şoka, her türlü dalgalanmaya karşı son derece dayanıklı bir hale getirmiştir. Dikkat ediniz, birçok mesele, bu dönemde büyük bir kararlılık, cesaret ve samimiyetle çözüme kavuşturulmuştur.

Yaptığımız düzenlemelerle bankacılık sektörümüz bugün çok sağlam bir zemin üzerinde bulunuyor. Mali disiplinden hiçbir şart altında taviz vermedik, vermiyoruz.”

Şimdi efenim, biliyorsunuz kapitalizm krizlerle vareder kendini, fakat R. Tayyip Erdoğan hala ısrarlı, eski sağlıksız ekonomik siyasal anlayışları geride bırakmışız. Fakat değerli Başbakan, Türkiye’de yaşanan şu bir iki aylık dönemde kaç işyerinin kapandığını kaç emekçinin işten atıldığını söylemiyor. Hani sürekli, matematik zekamızı tazeleyerek “şu kadar limit paramız var”, “şu kadar para ayırarak yatırım yaptık” diyen kendisi ya. Halkımız da herhalde matematik özürlüsü(!) olacak ki, bize sürekli “yatırım geyiklerini” anlatıp duruyor. Fakat halkın içinde bulunduğu durumdan bihaber.

Efenim R.Tayyip Erdoğan sürekli düzenlemeler yaptığını söylüyor gördüğünüz gibi. Fakat bu düzenlemelerin hangi birisi yoksul halkımıza yarıyor? Sermaye sınıfını kurtarma planlarıyla, yoksul emekçi halkımızı mı ferahlatacak? Bankaları rahatlatacağız! Kimin parasıyla kimi rahatlatıyor! Tabi ki sizin, benim, bu ülkede yaşayan milyonlarca kişinin. Bir avuç para babalarını rahatlama fantezisiyle, halkı daha beter hale getirmek niye?

Devam edelim. Erdoğan tedbir aldıklarını/alacaklarını söylüyor…

Şunu sizlerden özellikle rica ediyorum; Türkiye çok sağlam bir zeminde, son derece dikkatli ve ihtiyatlı bir şekilde bu küresel krizi atlatmak için tedbirlerini alıyor.

Sizlerin moralini bozmaya, sizleri karamsarlığa sevk etmeye çalışanlara karşı lütfen dikkatli olunuz. Karamsar, kötümser, moral bozucu açıklamalara kulak asmayınız. Bu krizi kendileri için bir rant imkanı olarak görenleri lütfen dikkatle izleyiniz. Türkiye bu krizden, çok daha güçlenerek çıkacak ve kararlı yürüyüşüne hız kesmeden devam edecektir. Türkiye bu potansiyele sahiptir. Türkiye ekonomisi bu güce, bu istikrara, bu sağlam yapıya fazlasıyla sahiptir. Türkiye’nin tüm kurumları tam bir uyum ve koordinasyon içinde çalışıyor, Türkiye’yi geleceğe taşımanın mücadelesini veriyor.”

Erdoğan bir türlü anlayamıyor herhalde. Ona ekonomi ile ilgili bilgi veren “danışmanlar”ı acaba halkın içinde gezmiş mi bilmiyoruz. Fakat, Türkiye’nin sağlam zemin üzerinde olduğunu belirtmek, insanları kandırmaktan başka birşey değildir.

Düşüncesizlik Sanatı

Çarşamba, 14 Nisan 2010

Belki de kendi gerçekligimizden kaçmanin en kolay yolu idi.. Herseye kayitsiz kalmak en azindan öyle yaptığımızı sanmak. Kendi yalanımıza kendimizi dahi inandırmak.. Lakin olmuyordu işte! Ne kadar kaçarsan kaç askerlik gibi peşini birakmıyor, herhangi bir iş başvurusunda aranan niteliklerden biri oluyordu mesela.. Örnekleri çoğaltmak çok çok mümkün. -her yazar en az üç örnek versin bizim kongo kenesine- Uzun lafın kısası discotek’te basladi.. pardon.. Ağızlara salya sakız olan 7 bela kapitalist çark çetesi rahat vermiyor anlayacağın.

Kimi elde ekmek biçağı çoluk çocuklamasıyla çatılara çıkıyor, kimi o sıra evde kimi bulduysa kafasına sıkıyor, kimi 70′lik ninesinin altın dişini rüyasında araklıyor daha sonra pratiğe geçiriyor..Tabii bunlar sıradanlaşıyor artık. Hiç ilgi çekmiyor. Salağa yatma konusunda guiness rekorları kırıyoruz.. Ama her zaman bir ukde içimizi kemiriyor “bana da olursa” diye.

Düşün, atom fiziği, olasılık!
Evet cunta jenerasyonuyuz ve düşünmekten acayip tırsıyoruz. Çünkü düşünmüş olanların başlarına hangi çorapların örüldüğünü biliyoruz. “6. filo defol” diyen dedikleri için asılan gençler tanıyoruz çünkü. Üçyüzlü, beşyüzlü maddeler korkutuyor bizi. Elimizde fotomaçtan başka gazete ile dolaşamiyoruz çünkü karakolda polis dayağından sonra cezaevinde gardiyan işkencesinden yani ölmekten korkuyoruz. GSMH’yi değil iddaa oranlarını önemsiyoruz. Diğerine çifte sans tanıyamıyoruz çünkü. Biz de haklıyız!
Gelin-Kaynana, damat-kaynata, hizmetçi-uşak programlari varken kim takar sosyal adaleti, eğitimde firsat eşitliğini…Çekeriz emaneti s..z sosyal adaleti. Bkz: Kapitalist küfür literatürü. Kimi sevip sevmeme kararını kendimiz vermek istiyoruz aslında. Reco ya sev ya siee demis.. ya bu deveyi güdersin ya da geberir gidersin telasi sarıyor 4 bölü 1 yanımızı. Alt-üst, ters-düz olmuş kimliğim GBT manyağı olmuş kimse bilmiyor.
Anlaşılan sistem “fatal error” veriyor. Lakin administraktör format atmamakta direniyor. Geri yükleme yaparak yırtacağını sanıyor ama yanılıyor. Benimse rüyalarıma sosyalizmin son sürümü giriyor.

NOT : Bize yazı yollamak isterseniz :  adresine e-mail atın. Bu sebeple bu yazıyı yollayan arkadaşımızı kutluyoruz, teşekkür ediyoruz.

Biri Erdoğan’ı ‘yasaklasın’

Çarşamba, 14 Nisan 2010

Sanal alemde tecrübeli olan arkadaşlar bilir, internet ve bilimum sanal alem çok zahmetli bir dünya. E haliyle, yapacağın herşeyi bir kaç kere düşüneceksin. Atacağın her adımı ‘ya yakalanırsak’ diye sorguya çekeceksin. Aksi halde maazallah, Türkiye’de Bilişim aleminin kralı olan Ulaştırma Bakanlığına toslayabilirsin. Neymiş, ‘düşün, korun’. Şimdi hocam, Türkiye’de politik mizaha malzeme çok, ciddi diyorum. Böyle Kasımpaşalı bir Başbakanınız varsa deymeyin keyfinize… Şimdi öyle gelişmeler oluyor ki, Pek Sayın Başbakanımız, bize Teknoloji ve interneti yeniden keşfettiriyor. Tamam bilmediğimizden değil amma, Başbakan işi öyle ciddiye almış ki, balolarda, söyleşilerde ağzından düşürmüyor(muş). Eh bizde ona selam yollamazsak ayıp etmiş olmazmıyız? Oluruz tabi!

“Türkiye aylardır YouTube’a giremiyor. Dün itibariyle gelen ikinci kapatma emriyle çok uzun bir süre daha sitenin resmi olarak açılmayacağı anlaşılıyor. Ancak Başbakan Erdoğan YouTube’a girdiğini söyledi. “Girilmiyor” diyenlere de “Ben giriyorum siz de girin” diyerek arka kapıyı gösterdi.

BEN YOUTUBE’A GİRİYORUM

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu ’sırrını’ Hindistan’a giderken uçakta açıkladı. Basın mensuplarına CHP’nin türban açılımını desteklediğini anlatıyordu. Ancak bunun göstermelik olmamasını diledi. Çünkü Erdoğan YouTube’da CHP’nin türbanlılara karşı nasıl bir mücaadele yürüttüklerini görmüştü…

Basın mensupları haliyle ”Youtube’ye girilmiyor” diye itiraz ettiler. Bunun üzerine Erdoğan’ın cevabı çok manidardı: “‘Ben giriyorum, siz de girin” karşılığını verdi.”

Eveet sevgili arkadaşlar, gördüğümüz üzere, Devlet-i Başbakanımız, teknoloji cahili değil. Youtube’da CHP ile haberlere bile bakıyormuş. Hatta ve hatta CHP’nin türbanlılara karşı vermiş olduğu mücadeleyi de görmüş. Fekat, gazeteciler, biz giremezken siz nasıl giriyorsunuz demiş. Bizim paşamızda, ‘ben giriyorum sizde girin’ diye ‘tanımlanamayan bir cümle’ kullanarak olayı geçiştirmiş. Acaba, Youtube’da diğer videoları da görmüşmüdür. Sizce Kürtçe müzik dinlemişmidir :] sakın kızmayın, neden dinlemesin. Bir bakmışssınz, yer yerinden oynamış, ‘Açın youtube’yı, Ciwan Haco’dan bir parça dinleyeceğim’ demiş. Ne olay olurdu dimi.. neyse efenim

Şimdi çok fazla açmaya gerek yok. Türkiye, ‘yasaklar komedisini’ başbakan sayesinde teşhir etmiş oldu. Bizde bunu buraya not edelim. Kendisine youtube nasıl girilir tiyosunu veren ulaştırma bakanımızı kutluyoruz. Tez zamanda, yeni tiyolarla Başbakanımızı ayakta tutarsunuz, inşallah! Amin!!

Hamamın Cazibesi

Çarşamba, 14 Nisan 2010

Ülkemizin güzel insanları, burjuva ahlakı ile dolambıçlı yaşamlarına anlam katmayı pek sever. Bu atom parçacağın defalarca patlamasına benziyor. Her patlamada yeni ahlak yeni kurallara sebep oluyor. Apolitikler! İşte bu burjuva yaşamı ve onun kuralları, mükemmel insanlarımızın gözünü kamaştırıyor yeni hayatlara ‘yelken’ açmalarına sebep oluyor. Bugün gazetelerde banka çalışanın milyon doları nasıl ‘yan cebine’ koyduğunu okudum. Sevgili çalışanımız, yaşamından sıkılmış olacak ki, o güzelim dolarlar karşısında ‘nefsine(!)’ hakim olamayarak paralarla birlikte ortadan kaybolmuş. Arkadaşlar! neden kızıyoruz, neden öfkeleniyoruz! neden bu şiddet. Balık hafızalımıyız? Daha önceden milyonlarca doları hortumlayan, banka sahiplerimiz yokmuydu. Cavit Çağları, Cem Uzanı ne çabuk unuttuk. Yani bir çalışanımız ‘ufak’ bir para aldı diye niye celalleniyoruz.

Dostlar, belki çalışanımız hayatında yeni bir başlangıç yapmak istiyordu olamaz mı? Olabilir de olmayabilirde. Ama arkadaşlar, bu çalma işini bizlere öğreten, hortumcularımız değilmiydi?. Öyleyse hiç kızmayalım, hatta alkışlayalım da. Fakat, bu paraları ‘iç’ eden arkadaş hızını alamamış olacak ki ilginç bir açıklama yapmış. Paraları nerede yediniz diye sormuş eşi. O da, ‘hamam’da demiş. Ohh! yarasın, tabi caanım.. Sıcak ortamda paraları yemek daha hayırlıdır. Hamam’da hem göbek atabilir, hem terleyebilir, hemde ‘kirlerinizden’ arınabilirsiniz.

İşte günü özetleyen alıntı :

“Antalya’dan gelen ekip, F.E. ve eşini Karşıyaka Emniyet Müdürlüğü’nden teslim alarak bu sabah Antalya’ya getirdi. Adliyede doktor kontrolünden geçirilen çift, sorgulanmak üzere Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi Mali Suçlar Büro Amirliği’ne götürüldü. Bankacı F.E. adliye çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtsız bırakırken, el ele tutuştuğu eşi S.E. “Paraları nerede harcadınız?” sorusuna “Hamamda” karşılığını verdi.”

Cinsel saldırganlığı “teşhir etmeyen gasteci!

Çarşamba, 14 Nisan 2010

Evet sevgili Apolitikler! Türkiye’de gazetecilik mesleğinin toplumsal dokuyu her zaman koruyan, o dokunun, hiç bir şekilde “tahriş” olmamasını savunan bir gazeteci var karşımızda, o Apoletlerine rağmen, “insan” seven yeri geldiğinde tam bir kaplan yeri geldiğinde kabına sığmayan minik kedi, o patronuyla bir “tek” atmak için çok şey veren insan! Dostlar, sitemizin güzide Apolitikleri! Kim olduğunu tahmin ediyorsunuzdur! O adı ‘Hürriyet’ olan, ama ‘Hürriyetizm’le alakası olmayan gazetenin genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök -Paşa-!

Dostlar, buradaki amacım Sayın Özkök’ü rencide etmek değil, haşa! buna asla tenezzül etmem. Lakin, Sayın Özkök kendi kendini rencide etmektedir. Bizim yaptığımız bunu açıkça göstermek! Apolitikler! Geçenlerde basında takip etmiş olduğunuzu düşünüyorum. Bir sanatçımıza karşı cinsel saldırıda bulunulmuş -ki yaklaşık 1 sene oluyor- bu haber pek muhteşem, anlı-şanlı, haksavunur Türk basınımızda kalın puntolarla yer bulmuştur. Detayları çok fazla girmeyelim, bu cinsiyetçi politikaların Türk basını tarafından abartılıp abartılıp nasıl gün yüzüne çıktığını biliyoruz.. Öhömm.. aferdersiniz… Apolitikler! Sayın Özkök, pekmuhteşem gazetesinde bununla ilgili çok ilginç bir yazı kaleme aldı. “Adı malum” gazetenin “kadın” çalışanları ayağa kalkmış, gazetenin tecavüzle ilgili verdiği habere ‘itiraz’ etmişler. Özkök bu tecavüzle ilgili verdiği haberden büyük ‘rahatsızlık’ duymuş. Bakın Özkök paşamız ne diyor;

“Konu, dünkü Hürriyet’te yayınlanan, tecavüz mağduru ile ilgi haberdi.

Arkadaşlarımız iki konuda çok şiddetli tepki gösteriyorlardı.

Birincisi, tecavüz mağdurunun yüzü tam karartılmamıştı.

İkincisi ise, mağdurun poliste verdiği ifadeden yazılan haberin içeriğinde insanı irkilten ayrıntıların yer alışıydı.

Dün konuyu yazı işleri toplantısında uzun uzun tartıştık.

Aslına bakarsanız, hepimiz haberin gazetede yayınlanan halinden rahatsız olmuştuk.”

Okuduğunuz gibi, Pekmuhteşem gazetemizin ‘kadın’ çalışanları bu durumdan rahatsız olmuş. Hatta bu yüzden çok şiddetli tepki göstermişler. Maazalah grev bile yapabilirlerdi. Aman tanrım, düşünsenize böyle bir grevin olduğunu, gazete çalışanları ayaklanmış, ellerinde “Tecavüzcü haberleri geri çekin” “Ertuğrul İstifa” pankartları! O-oo Aydın Doğan yerinde hop oturur hop kalkardı…

Evet dostlar, öyle ki, haberi yapan, redaksiyondan geçiren, okuyan pekmuhteşem ‘editörler(!)’ nasıl olmuşsa hem kadının fotoğrafını ‘tam karartamamışlar’ hemde mağdur sanatçımızın ifadesini neredeyse dıpdızlak yerleştirmiş. Özkök bundan rahatsızmış(???) öyle mi! Ertuğrul Özkök o kadar rahatsız olmuş ki, sadece kendisi değil tüm çalışanları da rahatsız olmuş “Aslına bakarsanız, hepimiz haberin gazetede yayınlanan halinden rahatsız olmuştuk.” Haberin yayınlanan halinden rahatsız olmak! Be kardeşim insan sormaz mı, sen o gazetecilik belgeni hangi okuldan aldın diye! sorar mı ? bilemem, ben sorarım şahsen!

Ama iş bununla bitiyor mu! Şanlı gazetemizin şanlı Genel Yayın Yönetmeni bakın hangi otomatik reflekslerini çalıştırmış ;

“İngiliz basını olsa ve ünlü bir sanatçı, televizyon dizisi oyuncusu tecavüze uğrasa, bunun manşet yapmaz mı?”

“Gazetecilik haberi ele geçirme sanatıdır. Arkadaşlarımız ifadeyi ele geçirmiş. Bunu vermeyecek miyiz?”

“Başka gazeteler bu tür haberleri veriyor, biz vermezsek haber atlamış olmaz mıyız?”

Bir de şu argüman:

“Tecavüz haberlerini vermezsek, bu tür suçlar ve onların failleri hep gizli kalacak. O zaman karşı tepki nasıl oluşacak?”

“Ergenekon gibi davalarda, daha iddianame hazırlanmadan birçok insanın hayatı karartıldı. O konuda sesi çıkmayanlar, iş tecavüze gelince niye aslan kesiliyor?”

Bravooo ! Vallahi Bravooo! Yani bu adam gazeteci değil sevgili apolitik sakinleri. Bu adam bildiğimiz neo-magazin dergilerinin editörü! Size de öyle gelmiyor mu! Utanmaza bakın!, ünlü sanatçıları teşhir etmek için demek ki fırsat kolluyor. Yani söz konusu, onun çok ‘ünlü’ olması öyle mi! Kadın olması onun için hiçbir şey ifade etmiyor! Görüyormusunuz Özkök’ün yaptığını, ‘Gazetecilik Haber Alma Sanatıdır’, özlü söz buna derim ben! Ele geçirdiği her haberi, doğru mu değil mi diye kontrol etme gereği bile duymayan bir gazeteci, vallahi bravo, ele geçirdiği haberin bir kadının psikolojik durumunu ne şekilde etkileyeceğini bilmeyen bir gazeteci!

Bakın, burada aslında tüm yazdıklarının özeti var. “Bu haberi yayınlamazsak başkaları yayınlarlar” Ne diyor

Apoletli Özkök Paşamız

, “başkaları da veriyor, alal bize ne bizde veririz” ah özkök ah! düzelmeyeceksin sen! Özkök yazdığı yazıdan sıkılmış olacak ki, tüm söylediklerini/yaptıklarını affetmemizi istiyor, yeni başlangıç için yeni özürler diliyor. Özkök şunu diyor;

“Gazetecilik tuhaf bir meslek.

Her gün gazetenizi okunacak haberlerle daha çekici hale getirmek gibi bir refleksiniz oluşuyor.

Böyle bir çekim alanı içinde, ağır bir rekabet psikolojisinin baskısı altındasınız.

Bu atmosfer, en kontrollü insana bile hata yaptırabiliyor.

Bazen, hatanın arkasından mıntıka temizliği yapma ihtiyacı duyuyorsunuz.

Ama çoğu kez iş işten geçmiş oluyor ve yaptığınızla kalıyorsunuz.

Dün dikkat ettim.

Hata kolektifti, ama savunma o kadar kolektif olmadı.

Çünkü hepimizin içinde “Keşke yapmasaydık” gibi bir duygu vardı.”

Birinci ve İkinci paragrafa dikkatle bakın! Ne görüyorsunuz! Bir gazetenin ikiyüzlü politikasının teşhiri değil mi! Hızlı giden bir atın, daha hızlı gitmesi için kamçılanması değilmidir. “Haberi çekici hale getirmek için..” ne demek bu! ne oluyoruz yahu! Kadınlar sizin iğrenç haberlerinizin mezeleri midir? Nedemek istiyorsunuz! bu nasıl bir yazı! Kadını cinsiyet metası haline getirmenizdeki amaç nedir! Utanmadan sıkılmadan hangi yüzle bunları söyleyebiliyorsunuz! Bakın bir itiraf daha ‘rekabet psikolojisi’ Bu sermayenin ve onun yalakalarının birebir oyunu değil de nedir sevgili apolitikler! ‘Büyük oturan boğa’ daha çok kazanacak diye, Kadınlar daha çok çile mi çekecek!

Keşke yapmasaydık”

Ne kadar basit!

En sonunda dikkatli olacağını söylüyor paşamız! Devam et durmak yok ne de olsa! Ama kazın ayağı öyle değil Sayın Özkök! İnternet sitenize en son ne zaman girdiniz! O sitede yer alan haberleri ne kadar kontrol ettiniz! Bakın saat 21:30 haberlerin başlıklarını veriyorum.
“Vekil Öğretmene Tecavüz Şuçlaması” “Vahşet Sözü Masum Kalır -haberin fotosu o kadar iğrenç ki yazıklar olsun böyle gazeteye- “Krizim geldi Partisi -ne alakaysa-” “Askın düştü görmedin mi?” -he görmedim-

Bu Ertuğrul Özkök ve onun gibilerin, aslında ne kadar yalancı olduğunu gösteriyor. Özür dilemekle bu işler hal olmuyor! Biz bu yalancıları teşhir etmeye devam edeceğiz!

Not: Böylelikle ‘Köşe’min Yazarları’ kategorisinde ilk yazımızı yazıyoruz! Xeyirli olsun efenim!

Size sezleniyoruz!

Çarşamba, 14 Nisan 2010

Dostlar!

Hayatı hep, farklı gözle bakanlar! Siz, başkalarının yorumlarıyla yaşayanlar, okuyanlar “lanet olası yanlış düşünyorsun” diyenler. Ses verenler, ıkınanlar, çığlık atanlar! “yeter” diyenler. Benimde lafım var diyenler! Apolitiğim diyenler! kıçıyla değil ağzıyla konuşanlar! Dalga geçmeyi sevenler, mizahi üslubu kullananlar, düşünenler, Apolitik olmayı kendine yediremeyenler, apolitizminden nefret edenler, politikler!

Size sesleniyoruz!

Eğer düşünüyorum, yazıyorum çiziyorum diyorsanız. Bize yazılarınızı yollayınız! Fotoğraflarınızı yollayanız, yorumlayalım, ya da siz yorumlayın!

Sevgili Apolitikler!

Dostlar! Sitemiz Beta yayınındadır -lan bu lafı cok seviyorum ya Betaaaaaaaa-

Bize yazı yollayabileceğiniz adres

Kriz vaaaaaaarrrr!!!! Yetişiiiiiin !

Çarşamba, 14 Nisan 2010

Sevgili Apolitikler!

Dünyamızı sarsan “economic crisis” – english rulz ;) - ülke topraklarına “hiçte teğet” geçmedi -Erdoğanı analım- Şimdi efenim lafı cimi yok ülkemiz şahlanmış ve kılıcını kınından çıkartmış bir şovelye gibi beklerken, bir anda koca koca kapitalist devletler de ki “böyük” şirketler batmaya başlamış, bizim devlet-ü şehanemizde “teğet geçer lan” edasıyla hava atarken, son haberlere göre özel bir banka binlerce insanı işten atmış. Şimdi kriz vurdukça vuruyor efenim, ee biz ne yapacağız bu durumda. Tabi ki her dönem yaptığımız gibi; IMF’in kapısını çalacağız. -tamam küfür etmeyin- (Velakin sevgili apolitikler, bu site size bilgi vermek, sizi yıllara yayılan uykunuzdan uyandırmak için at sineği görevine bürünmüştür.) IMF’deki amcalarımız hemen hazır zaten, “Ah su Turkiye gelsede bir ayar çeksek”. Bir ülkenin başbakanı söyle deermiş: “Tamam ulan haşa, yapacaz birşeyler, faaakaaat, ümüğümüzü sıktırtmayız”, kimmiş? nedemiş?, Bir başbakan, bizim Kasımpaşalı Tayyipimiz yahu! Eqonomi güllük gülistanlık zaten… TUSİAD başkanı ne diyor “gidişat kötü” ay ay.. sevsinler seni. Baba parasıyla oku, ondan sonra politika yap… Kusra bakma sayın TUSIAD baskanı, siz kaybedeceksiniz diye biz amuda kalkacak degiliz.. Öhom! kimse duymaz dimi ?

Şimdi, kapitalizm krizde, kapitalizm ağzı yandı, amuda kalktı şu oldu bu oldu.. Yok, efenim yok! Kapitalizmin krizde olduğu yok. Şimdi duralım ve düşünelim sevgili apolitikler! Krizde olan bir memlekette alışveriş çılgınlığı yaşanır mı? -ne yaşanır mı, öyle mi?- evet yaşanır, fakat kriz içerisnde olan memleketimizin güzide insanları, kredi kartına sarılmış Alışveriş merkezine dadanmaktadır. Bu nasıl kriz sevgili apolitik insanları! Ne yani, bir sakızı bile kredi kartı ile almaya çalışan “şebelekler” var. Sakın gülmeyin, ciddi diyorum. Hatta bazı esnaflar, kredi kartı geçerlidir tabelalarını indirmeye başlamışlar bile. Niye dostlar, sevgili apolitistler!. Canlı para varken, ne lan kredi kartı! Adamlar ay sonunu mu bekleyecekeler paraya dönüştürmek için! Şahsen bu tavırlarını kutluyorum esnaflarımızın (vallahi para almadım bunları söylerken)

Sevgili dostlar,

Kriz almış başını giderken, birşey yapmamak olmaz, tencerelerimiz de yemekler boşaldığı zaman öle aval aval bakarsınız sonra. Ben söylemesi..